Nur Şafak SÜRMEN
Çocuk Okula Başlarken… Ebeveyn de Yeniden Başlar
Eylül geldiğinde yalnızca okullar açılmaz. Bazı evlerde yeni bir dönem başlar. Sabahın erken saatlerinde hazırlanan küçük bir çanta, içine özenle yerleştirilen bir beslenme kutusu, yeni alınmış bir çift ayakkabı… Ve bütün bunların arasında, belki de ilk kez annesinden ya da babasından birkaç saatliğine ayrılacak olan küçük bir çocuk vardır.
Okula başlamak, yetişkinler için hayatın doğal bir parçası gibi görünse de bir çocuk için hiç de küçük bir adım değildir.
Çünkü çocuk ilk kez tanımadığı bir ortamın kapısından girer.
Yeni insanlar, yeni kurallar, yeni sesler…
Ve bütün bunların arasında zihninde tek bir soru dolaşır:
“Ben burada güvende miyim?”
İşte uyum süreci aslında bu soruya verilen cevaplarla başlar.
Bazı çocuklar sınıfa girer girmez oyuna katılır. Bazıları ise annesinin elini bırakmak istemez. Ağlar, geri dönmek ister, sessizleşir ya da daha önce göstermediği bazı davranışlar sergileyebilir.
Bazen anne-baba bu tablo karşısında endişelenir.
“Ne zaman alışacak?”
“Acaba bir sorun mu var?”
“Diğer çocuklar alıştı, benim çocuğum neden zorlanıyor?”
Oysa çocukların birbirinden farklı olduğunu unutmamak gerekir.
Her çocuğun dünyaya, insanlara ve değişime alışma biçimi farklıdır.
Kimi birkaç günde kendini güvende hisseder, kimi için bu süreç haftalar sürebilir.
Burada çocuğa verilebilecek en önemli destek, onu başka çocuklarla kıyaslamamak ve duygusuna alan açmaktır.
“Bak, arkadaşın ağlamıyor.”
“Artık büyüdün, ağlama.”
“Burada ne var ki korkacak?”
gibi cümleler çocuğun kaygısını ortadan kaldırmaz.
Çünkü çocuk o anda mantıklı bir açıklamadan çok, duygusunun görüldüğünü bilmeye ihtiyaç duyar.
“Senin için zor olduğunu görüyorum.”
“Benden ayrılmak sana şu an zor geliyor olabilir.”
“Ben sana güveniyorum.”
Bazen birkaç basit cümle, çocuğun içindeki büyük korkuya eşlik edebilir.
Fakat bu süreçte yalnızca çocuğun değil, ebeveynin de kendi duygularına bakması gerekir.
Çünkü çocuklar bizim söylediklerimiz kadar, hatta onlardan daha fazla, hissettiklerimizi algılarlar.
Anne kapıda endişeyle bekliyorsa, sürekli arkasını dönüp çocuğa bakıyorsa, vedayı uzatıyor ve “Acaba ağlıyor mu?” diye kaygılanıyorsa, çocuk da ayrılığın tehlikeli bir şey olduğu mesajını alabilir.
Bu nedenle bazen çocuğun bizden ayrılmayı öğrenmesi kadar, bizim de çocuğumuzun kendi başına büyüyebilmesine güvenmeyi öğrenmemiz gerekir.”
Kısa, net ve sevgi dolu bir veda…
“Şimdi sen öğretmeninle ve arkadaşlarınla kalacaksın. Ben de işimi yapacağım. Sonra gelip seni alacağım.”
Bu cümle çocuğa çok önemli bir mesaj verir:
“Sen güvendesin. Ben gidiyorum ama geri geleceğim.”
Ve belki de okula uyum sürecinin en önemli noktalarından biri tam da budur:
Çocuğun hiç ağlamaması değil…
Zaman içinde ağlasa bile kendini güvende hissedebilmesi.
Öğretmeniyle bağ kurması.
Oyuna katılması.
Kendi küçük dünyasını okulun içinde yeniden oluşturabilmesi.
Çünkü uyum, bir günde gerçekleşen bir durum değil; güvenin yavaş yavaş inşa edildiği bir süreçtir.
Bu nedenle çocuğumuza biraz zaman tanıyalım.
Onu kıyaslamayalım.
Duygusunu susturmaya çalışmayalım.
Ve en önemlisi, onun yerine kaygılanmak yerine ona güvenelim.
Çünkü bazen bir çocuğun ihtiyacı olan şey,
“Hiç korkma.”
demek değildir.
Belki de ihtiyacı olan şudur:
“Korkabilirsin.
Zorlanabilirsin.
Ben yine de senin yapabileceğine inanıyorum.”
Çocuk büyürken yalnızca okula başlamaz.
Biraz daha bağımsız olmayı, ayrılmayı, yeniden buluşmayı ve kendi ayakları üzerinde durmayı öğrenir.
Ve belki biz ebeveynlere düşen en önemli görev de, onların büyümesine izin verirken yanlarında güvenle durabilmektir.
