Bülent KUTLUTÜRK
Şenlik tumturakları arasında Tekirdağ’ın kültür sanat arayışı
Trakya’nın maviye ve yeşile çalan kıyılarında, kültürün ve tarihin kadim izlerini taşıyan Tekirdağ, son yıllarda adeta bitmek bilmeyen bir festivaller ve etkinlikler şehri haline geldi.
Trakya’nın maviye ve yeşile çalan kıyılarında, kültürün ve tarihin kadim izlerini taşıyan Tekirdağ, son yıllarda adeta bitmek bilmeyen bir festivaller ve etkinlikler şehri haline geldi. Takvimlere şöyle bir göz attığınızda; her ilçede, hatta neredeyse her köyde ayrı bir şenliğin, ayrı bir festival panayırının düzenlendiğini görmek mümkün. Kültür ve sanatın kent yaşamında bu denli görünür ve yoğun olması ilk bakışta şüphesiz mutluluk verici bir tablo sunuyor. Ancak bu niceliksel bolluğun ardına biraz daha yakından baktığımızda, karşımıza derinlemesine düşünmemiz gereken bazı sorular çıkıyor.
Kentimizdeki festival enflasyonu, maalesef beraberinde bir nitelik sorununu da getiriyor. Her köşede bir organizasyon yapma telaşı, etkinliklerin içerik olarak sığlaşmasına ve birbirinin tekrarı haline gelmesine yol açıyor. Sayıca çok ama içerikçe zayıf bu buluşmalar, ne yazık ki kültürel bir hafıza ya da kalıcı bir değer bırakmaktan uzak kalıyor. Öte yandan, daha büyük ölçekli ve kapsamlı festivallere baktığımızda ise bambaşka bir manzara ile karşılaşıyoruz: Popüler ve yüksek maliyetli "ithal" sanatçılarla yapılan gövde gösterileri...
Görkemli sahneler, binlerce kişiyi meydanlara toplayan ünlü isimler ve elbette o kalabalıkların önünde mikrofonu eline alan yerel yöneticiler... Popüler sanatçıların getirdiği bu kitlesel katılımın, kimi zaman belediye başkanları ve kent yöneticileri için etkili bir reklam mecrasına dönüştüğünü söylemek yanlış olmaz. Meydanların dolup taşması bir başarı kriteri olarak sunulsa da, bu durum festivalin asıl ruhunu gölgede bırakıyor.
Oysa bir kentin festivali, her şeyden önce o kentin özünü, hikâyesini ve yerel kimliğini yansıtmalıdır. Tekirdağ’ın bağcılık kültüründen gastronomi mirasına, yerel ozanlarından edebiyatçılarına, tiyatrocularından plastik sanatçılarına kadar işlenmeyi bekleyen muazzam bir birikimi var. Dışarıdan getirilen yüksek bütçeli konserlerle bir gecelik coşkular yaratmak yerine; yerelliği ön plana çıkaran, kentin kendi sanatçılarını destekleyen ve yerel kültürü geleceğe taşıyan bir anlayışa ihtiyacımız var. Yerel sanatçıya açılmayan sahneler, o kentin kültürel damarlarını besleyemez.
Bütün bu eleştirilerimiz, Tekirdağ’daki canlı kültür-sanat atmosferini gölgelememeli. Kentte kültür sanat hareketliliğinin yüksek olması son derece kıymetli bir kazanımdır. Fakat aşmamız gereken temel eşik şudur: Etkinlikleri sadece birer "eğlence ve tüketim" aracı olarak görmekten vazgeçmeliyiz. Sanat, yalnızca akşamları bir araya gelip şarkılara eşlik etmekten ibaret değildir; sanatın sanatsal üretimi teşvik eden, insanı düşündüren ve toplumu dönüştüren iyileştirici bir gücü vardır.
Tekirdağ, her sokak başında yapılan yüzeysel şenliklerin ve popülist konserlerin ötesinde; nitelikli tiyatro oyunlarına, sergilere, edebi söyleşilere ve özgün yerel üretimlere çok daha fazlasıyla layık. Niceliğin getirdiği yorgunluktan kurtulup niteliğin dönüştürücü gücüne odaklandığımız gün, Tekirdağ gerçek anlamda bir kültür ve sanat kenti olarak anılacak.
